İçeriğe geç
Oktay Yılmaz
Ekonomi

Enflasyonla mücadelede asıl mesele güven

Dezenflasyon programlarının kaderini faiz kararlarından çok, kararların ne kadar öngörülebilir olduğu belirliyor. Güven, para politikasının en ucuz aracı; kaybedildiğinde ise en pahalısı.

Oktay Yılmaz2 dk okuma
Yükselen sütunlar ve kırmızı bir eğilim çizgisiyle soyut ekonomi görseli
Yükselen sütunlar ve kırmızı bir eğilim çizgisiyle soyut ekonomi görseli

Enflasyonla mücadele tartışmaları çoğu zaman tek bir soruya indirgeniyor: faiz artacak mı, artmayacak mı? Oysa fiyat istikrarını sağlayan şey tek başına bir oran değil, o oranın arkasındaki tutarlılık. Piyasalar bir kararı fiyatlamaz; kararın devamlılığına dair inancı fiyatlar.

Bunu şöyle özetlemek mümkün: para politikası, ekonomiden önce beklentiye temas eder.

Beklentiler neden bu kadar belirleyici?

Fiyat kararları geleceğe dönüktür. Bir işletme ürününün etiketini bugünkü maliyetine değil, önümüzdeki altı ayda karşılaşacağını düşündüğü maliyete göre belirler. Ücret pazarlıkları, kira sözleşmeleri, uzun vadeli tedarik anlaşmaları hep aynı mantıkla kurulur.

Dolayısıyla enflasyon, kendisini besleyen bir hikâyeye dönüşebilir:

  • Beklenen enflasyon yüksekse, fiyatlar peşinen ayarlanır.
  • Peşinen ayarlanan fiyatlar gerçekleşen enflasyonu yukarı çeker.
  • Gerçekleşen enflasyon, beklentiyi bir kez daha doğrular.

Bu döngüyü kırmanın yolu, ekonomik aktörleri "bu kez farklı olacak" diye ikna etmekten geçiyor. İkna ise iletişimle değil, davranış tutarlılığıyla sağlanıyor.

Bir merkez bankasının en değerli varlığı bilançosu değil, sözünün tutulacağına dair yaygın kanaattir. Bu kanaat yıllar içinde birikir, tek bir sürpriz kararla erir.

Kurumsal çerçeve: teknik olmayan kısım

Dezenflasyon programlarını karşılaştırdığımızda, başarılı örneklerin ortak paydası genellikle uygulanan modelin inceliği değil, kurumsal çerçevenin netliğidir. Üç unsur öne çıkıyor:

  1. Hedefin tek olması. Aynı anda kur, büyüme, istihdam ve enflasyon hedeflenirse, hangi hedefin feda edileceği belirsizleşir; belirsizlik doğrudan risk primine yazılır.
  2. Zamanlamanın öngörülebilirliği. Kararların takvimi kadar gerekçesi de önceden bilinmelidir. Sürpriz, kısa vadede etkili görünse de beklenti çıpasını aşındırır.
  3. Kurumlar arası uyum. Maliye politikası genişlerken para politikasının sıkılaşması, iki motorun ters yöne çalışması anlamına gelir.

Bu üç başlığın hiçbiri ekonometrik bir sorun değil. Hepsi, siyasi tercihlerin kurumsal düzleme nasıl yansıdığıyla ilgili.

Maliyet, hemen; kazanç, gecikmeli

Sıkılaşmanın maliyeti ilk çeyreklerde görünür: büyüme yavaşlar, istihdam artışı zayıflar, kredi kanalı daralır. Kazanç ise gecikmeli gelir. Bu asimetri, programların en kırılgan yerini oluşturur; çünkü siyasi takvim genellikle bu gecikmeyi taşıyacak sabra sahip değildir.

Programların çoğu teknik nedenlerle değil, tam da burada, sabır bütçesi tükendiği için terk edilir.

Peki ne yapılmalı?

Kısa yoldan bir reçete sunmak yerine, değerlendirme kriterlerini netleştirmek daha faydalı olabilir. Bir dezenflasyon programını izlerken şu üç soruyu sormak yeterli:

  • Karar alıcılar, kötü haberi de aynı takvimle açıklıyor mu?
  • Hedeften sapma olduğunda gerekçe, tanım değişikliğiyle mi kapatılıyor?
  • Politika bileşenleri birbiriyle çelişiyor mu?

Bu sorulara verilen cevaplar, herhangi bir öncü göstergeden daha fazla bilgi taşır.

Eğrilerin kesiştiği soyut veri görseli
Beklenti çıpası, veriden önce kurumsal davranışla kurulur.
## Sonuç yerine

Enflasyon bir fiyat sorunu gibi görünür; gerçekte bir koordinasyon sorunudur. Milyonlarca aktörün geleceğe dair aynı hikâyeye inanmasını gerektirir. O hikâyeyi yazan da faiz kararının kendisi değil, kararların yıllar içinde oluşturduğu sicildir.

Güven, para politikasının en ucuz aracıdır. Kaybedildiğinde ise en pahalısı.

Paylaş

İlgili Yazılar